9 Mart 2011 Çarşamba

Anlık Bir Hezeyan

     Kişinin kendi ölüm anı, her insanın aklından ömrü boyunca elbette en az bir defa olsun geçmiştir, buna şüphe yoktur. Akıl sınırları ile her şeye ulaşabileceği sanısını yaşayan insana bu özgüveni kim aşılamıştır ya da hangi toplumsal unsur kişide bunu var etmiştir (ya da gerekli kılmıştır) bilemiyorum ama; son dakikaları her birey için gerçek bir merak konusudur. İşte, neredeyse 3 gündür bu meraktan yola çıkıp o anı nasıl yaşayacağımı kurguluyorum! Önclikle şu var: "ölüm bana gelmeden ben ona gitmeyim" diyorum. Sebebi ise oldukça açık bi şekilde ortada, nasıl olsa gelip kapıma dayanacak elbet bir gün... Hadi diyecek burada işimiz bitti... Ne desem dinlemeyecek ve alıp beni götürecek... Madem o kadar güçlü ve benim üzerimde bu denli büyük bir yaptırıma sahip, öyleyse o beni  rahatsız etmeden, ben onu ziyaret etmeliyim. Bu kadar planlanmış ve süreci hızlandırılmış bir durum varsa ortada eğer, elbette geri de bir not veya birilerine yazılmış bir kaç satır yazı da kalmalı diye düşünüyorum... Ha unutmadan, mekan da çok önemli öyle sıradan bir yerde ölmemeliyim, anılarımın olduğu bir yerde vermeliyim son nefesimi zira son anımı da orada yaşayıp gitmeliyim... Deniz olmalı, bir de nem tenime işlemeli, tuzun kokusu son nefesimde dudaklarıma sinmeli... kontollü olmalı ve geride bıraktığım süre içinde kullandığım bedenim bir bütün halinde kalmalı, tenime en ufak bir zarar gelmemeli; zira ardımda bıraktıklarım beni tanıyabilsinler hoş geride kim kalır, yokluğumda kaç insan gözyaşı döker o ayrı ama ne bileyim belki de sevildiğimi sandığım herkes nasıl beni yanılgıya düşürdüyse, sevilmediğime inandığım diğerleri de belki beni öylece yanıltır... Kimbilir, belki de bunların hepsi anlık bir hezeyandır!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder